MisKokulum Anne ve Çocuk Sağlığı Forumu

Go Back   MisKokulum Anne ve Çocuk Sağlığı Forumu > KÜLTÜR - SANAT KÖŞESİ > Tarih > Cumhuriyet Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06.10.09, 14:13
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Krizantem
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 42
Mesajlar: 13.018
Tecrübe Puanı: 437
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Thumbs up İstanbul'un İşgali ve 16 Mart Şehidleri

Birinci Dünya Savaşı''nda Türk ordularından başta Çanakkale ve Kutülammare cepheleri olmak üzere pek çok darbe yiyen Batılı müttefikler Türkiye''den korkunç bir intikam almak hırsıyla yanıyorlardı. Savaştan kıl payı zaferle çıkmışlardı. Daha sonra birikmiş hınçlarına egemen olamadılar. Türkiye''nin ''bâkir payitahtı'' İstanbul cebren ve vahşice - mütareke şartlarına rağmen - işgal ediliyordu. Başıçeken İngilizler ayrıca İstanbul halkına dehşet saçmak için Şehzadebaşı semtinde uyku halindeki ''muzıka efradı''nı uykularında bastırarak süngülemişlerdir. İstanbul''un bu caddesi şimdi ''16 Mart Şehidleri Caddesi'' adını taşımaktadır. Cadde üzerinde üniversite binaları ve Site Talebe Yurdu gibi kamu binaları yer almaktadır. Ayrıca şehid edilen askerlerimizin daha sonra istimlak edilen binalarının bıraktığı boşluk şimdi demirlerle çevrilerek korunmaktadır. Burada yapılacak bir şey var: O şehidlerin içinde öldürüldükleri binanın geride kalan arsasında bir şehidler anıtı yapılmalı ve üzerine ''Avrupalı vahşilerin İstanbul işgalinde uykularında bastırılarak katledilen Mehmetçiklerin anısına'' gibi bir plaket yazılmalıdır. Şimdi Avrupa''da başta Fransa olmak üzere Ermeni intikam anıtları dikilirken onlara verilecek en hafif cevap böyle bir hareket olacaktır.

İstanbul Nasıl İşgal Edildi?

Görgü tanıklarının ifadelerinden tespit ettiğimiz İstanbul''un bu kahpece ve alçakça vahşice işgalini onların dilinden aynen veriyorum:

''...16 Mart 1920 Salı sabahı gözlerini açan zaten epeydir mağlûbiyet acısıyla hüzün ve yeis içinde kıvranan İstanbullular beklenmedik bir facianın sarsıntısıyla kan ağlamaya başladılar: Gece yarısından itibaren şehir işgal edilmişti!

Vakıa; Birinci Dünya Harbi galipleri olan İngilizlerle Fransız ve İtalyanlar Mondros Mütakeresi ahkâmını hiçe sayarak Osmanlı hükümeti ve payıtahtı üzerinde kuvvetle hüküm sürmekte ve bilhassa son günlerde bir şeyler yapmak niyetinde olduklarını ihsas etmekteydilerse de böylesine bir cüret ve cesaretle İstanbul''u işgal edebilecekleri kimsenin aklına gelmiyordu.

Bu kötü haberi vukuu anında makine başında Ankara''daki Mustafa Kemal Paşa''ya ulaştıran İstanbul telgrafhanesi memurlarından Manastırlı Hamdi Efendi birbiri ardı sıra: ''Bu sabah Şehzadebaşı''ndaki muzıka karakolunu İngilizler basıp oradaki askerlerle müsademe ederek neticede şimdi İstanbul''u işgal altına alıyorlar. Belayi malûmat maruzdur.''
''Şimdi Harbiye''nin işgalini haber aldık. Hattâ Beyoğlu telgrafhanesinin önünde İngiliz askeri olduğunu öğrendik. Fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyeceği meçhuldür.'' dedikten sonra Harbiye telgrafhanesinden memur Ali Efendi de:
''Sabah İngilizler basarak altı şehit onbeş kadar da mecruh oldu. Şimdi İngiliz askerleri dolaşıyor... Şimdi işte Harbiye Nezaretine giriyorlar... Nizamiye kapısına... Teli kes... İngilizler buradadır.'' diyor ve tekrar Manastırlı Hamdi Efendi Ankara''yı bularak devam ediyor:
''Paşa Hazretleri Harbiye telgrafhanesini İngiliz bahriye askeri işgal edip teli kestiği gibi bir taraftan Tophane''yi işgal ediyorlar bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor. Vaziyet vahamet kesbediyor Paşa Hazretleri.''
''İşte Beyoğlu telgrafhanesi de cevap vermiyor. Orasını da işgal ettiler galiba. Allah muhafaza etsin. Burasını işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf memurları müdürleri geldiler. Kovmuşlar.''

''Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım.''

Bu esnada Mustafa Kemal Paşa''nın sorduğu: ''Mebusan için bir haber aldınız mı? Mebusan telgrafhanesi muhabere ediyor mu?'' sualine de:
''Evet yapıyor. Ondördüncü Kolordu Kumandanı hazır. Paşa istiyor mu verelim mi?'' cevabını verdikten sonra birdenbire ses seda kesiliyor.
İstanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğu anlaşılıyor.
Filhakika; İngilizler martın onbeşini onaltısına bağlayan gece yarısı kamyonlarla sevk ettikleri bahriye silâhendazlariyle İstanbul Beyoğlu ve Üsküdar''ın belli başlı noktalarını tutup Şehzadebaşı karakolunda uykuda bulunan onuncu Kafkas fırkası karargâhı muzıka efradına baskınla bunlardan altısını şehit onbeşini de yaraladıktan ve bir yandan da Harbiye ve Bahriye Nezaretleri ile posta telgraf merkezleri gibi devlet dairelerini işgal ettikten sonra sokak başlarına yerleştirdikleri makineli tüfekler ve silâhlı nöbetçilerle müthiş bir terör havası içinde münakale ve muharebeyi de keserek evlerine saldıkları adamlarıyla Sabık Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Cevat Harbiye Nazırı Cemal Âyandan Çürüksulu Mahmut İstanbul Kongresi Reisi Doktor Esat Paşalarla İzmir Mebusu Tahsin Edirne Mebusu Şeref ve Faik İstanbul Mebusu Numan Beyler gibi tanınmış şahsiyetleri de -kimini döve döve kimini kelepçe geçirerek- yaka paça edip Araan hanındaki zindanlarına tıkmışlardı.

Aynı gün öğleden sonra da Fındıklı''daki Meclisi Mebusan binasına dayanarak Kuvayı Milliyeci mebuslardan Rauf (Orbay)''la Kara Vâsıf Bey''i ve şehrin diğer taraflarında yakaladıkları eski İstanbul muhafızı Sait onuncu fırka kumandanı Kemal Paşalarla Matbuat Cemiyeti Reisi ve Tasviri Efkâr gazetesi sahibi Velid Ebüzziya yine gazeteci Ahmet Emin edip ve şair Süleyman Nazif Beyler gibi birçoklarını da tevkif ettikten sonra bütün bu facianın sebebini halka hitaben yaydıkları resmî tebliğde şu suretle açıklamışlardı:
''Beşbuçuk sene evvel Osmanlı memleketlerinin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin başında bulunanlar Alman telkinlerine kapılarak Osmanlı devlet ve milletini umumi harbe iştirak ettirdiler. Bu haksız ve meşum siyasetin neticesi malûmdur. Osmanlı devlet ve milleti bir türlü felâket geçirdikten sonra öyle bir mağlûbiyete uğradı ki İttihat ve Terakki Cemiyeti rüesası bile mütarekenin akdini müteakıp firar etmekten başka bir çare bulamadılar. Bunun üzerine İtilâf devletlerine bir vazife terettübetti. Bu vazife Osmanlı memleketlerinin bütün ahalisinin saadetini inkişaflarını iktisadi ve içtimai hayatlarını temin edecek bir sulhun temellerini atmaktan ibaretti.

Sulh konferansı bu vazifenin ifasıyla meşgulken firari İttihat ve Terakki erkânının fikirlerini yayan bazı kimseler ''Milli Teşkilât'' müstear ismi altında bir tertip teşkil ederek ve padişah ile merkezî hükümetin emirlerini hiç addetmekle harbin elim neticeleriyle büsbütün tükenmiş olan ahaliyi askerlik için toplamak muhtelif unsurlar arasında nifak çıkarmak millî iane bahanesiyle ahaliyi soymak gibi hareketlere cüret ettiler ve böylece sulh değil adeta bir muharebe devri açmaya teşebbüs ettiler. Bu teşvik ve tahriklere rağmen sulh konferansı vazifesine devamla İstanbul''un nihayet Türk idaresinde kalmasına karar vermiştir. Ancak bu kararını Babıâli''ye tebliğ ettikleri zaman icrasının ne gibi şartlara tâbi olduğunu da ihtar eylediler. İşbu şartlar; Osmanlı vilâyetlerinde bulunan Hıristiyanların hayatlarını tehliaaae maruz bırakmamak ve elyevm İtilâf devletleri ile müttefiklerin askerî kuvvetleri aleyhine mütemadiyen vuku bulan hücumlara nihayet vermekten ibaretti. Merkezi hükümet bu ihtara karşı bir dereceye kadar iyi niyet göstermiş ise de millî teşkilât müstear ismi altında hareket edenler maalesef tahrik ve teşviklerinden vazgeçmemişlerdir.

Herkesin kemali hevesle beklediği sulh için büyük bir tehlike teşkil eden bu vaziyete karşı İtilâf devletleri yakında karar altına alınacak sulh hükümlerinin tatbikini temin edebilmek üzere lüzumlu tedbirleri düşünmeye mecbur oldular ve bunun için bir tek çare buldular: Bu da İstanbul''u muvakkaten işgal etmekti.
Bu karar bugün icraa mevkiine vazedildiğinden umumi efkâra aşağıki noktalar tasrih olunur:
İşgal muvakkattır (fakat maazallahı Taalâ taşrada umumi iğtişaş ve katliam gibi vukuat zuhur ederse bu kararın tadili ihtimali vardır).

Yukarıda zikrolunan teşviklere iştirak eden eşhasın bazıları İstanbul''da derdest olunacaktırlar. Onlar tabii kendi yaptıklarından ve bilâhare o efalin neticesi olarak vukuu melhuz hallerden mesul tutulacaklardır.''
İtilâf devletleri namına hareket eden İngilizler ayrıca ''İstanbul ahalisine!'' hitabiyle bastırıp sokak başlarına asıtkları Türkçe İngilizce Fransızca Rumca ve Ermenice beyannamelerde de şöyle diyorlardı:
''Her kim olursa olsun emirlerimize muhalif olarak müttefik kıtalara veyahut bu kıtalara mensup bir şahsa düşmanca zarar verecek veya umumi âsayişin ihlâlini intac edecek surette düşmanlara muavenet edebilir bir hareket veya harekete teşebbüste bulunursa divanı harb tarafından muhakeme ve idam veya cürmün istilzam edeceği daha hafif bir ceza ile hükmedilecektir.''
İşte İstanbul''u işgal edenler böyle diyor ve bu işgale karşı kıllarını kıpırdatmak cesaretini gösterecekleri böyle ölümle tehdit ediyorlardı.

Şimdi bir de işgal faciasına bizzat şahit olan o günkü Harbiye Nazırı rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak''ın hâdiseden kısa bir zaman sonra Anadolu''ya geçer geçmez Ankara''ya ayak bastığı gün Mustafa Kemal Paşa''nın ricası üzerine Büyük Millet Meclisi huzurunda anlattıklarını dinleyelim:
''Efendiler! Beşyüz senelik bâkir payıtahtımızın ilk defa düşmanlar tarafından işgali faciasını görmek bahtsızlığına uğramış felâketzedelerdeniz!
Ben bizzat Harbiye Nazırı olarak gece gündüz nezarette bulunuyordum. O gece İngilizler otomobillerle İstanbul Üsküdar ve Beyoğlu muhitine bahriye efradı çıkararak lüzumlu gördükleri noktaları tuttular ve sırf fesat başlangıcı olmak üzere Şehzadebaşı''nda onuncu Kafkas fırkası karargâhında bulunan karargâh efradı üzerine hücum ederek muzıka efradını şehit ettiler. Bir kısmı pencerelerden aşağı atladı bir kısmı yataklarında can verdi. Ancak evvelce verdiğimiz talimat ve bilâhare yapılan tebligat sayesinde askerler silâhlı olarak sokaklarda bulunmadı kışlalarına çekildi. Bu sayede lehülhamd başka hiç kimsenin burnu kanamadı.

O sırada İngilizler Harbiye Nezaretini de işgal ederek benim nezaret odasına kadar süngülü neferlerini soktular. Lâzım gelen emirleri vermekliğimi istediler. Zaten evvelce emirler verildiği için ben kendilerini kemali sükûnetle karşıladım. Ancak göğsüne düşman süngüleri dayanmış bir Harbiye Nazırı İstanbul''da artık hür olamazdı ve bu şehrin makamı hilâfet olmak meziyetini kaybettiğini gören bir Harbiye Nazırı sıfatıyla son derece meyus bir vaziyette derhal sadrazama malûmat vererek kabinenin hemen toplanmasını temin ettim.

O sırada dörtyüzü mütecaviz iki sıra dizilmiş süngülü İngiliz efradı ve kapılara birikmiş bir sürü Ermeni ve Rum ahalinin enzarı tahkiri arasından geçerek Babıâli''ye gittim. Hükümet lâzım gelen protestoyu yazdı.
Gene o sırada İngilizlerin sırf efkârı tedhiş maksadiyle nezaret makamlarında bulunmuş birtakım arkadaşları ellerine kelepçe vurarak yalınayak başı kabak yük otomobillerine atıp hakaretlerle topladıklarını haber aldım. Cuma günü zatı şahanenin bermutad selâmlığa çıkıp çıkamayacağını İngilizlerden sormaya mecbur olduk. Çünkü bir tek neferin bile silâhlı olarak dışarı çıkmasına müsaade etmiyorlardı. Nihayet güç halle elli kişilik silâhlı bir müfrezenin selâmlık resmine iştirakini tasvib ettiler.

İngilizler dretnotlarının toplarını da gûya uzaktan atılamazmış gibi köprüye kadar yaklaştırarak tehditlerini artırdılar. Nihayet kendilerine dedim ki: ''Tehdit ile hiçbir şey yapamazsınız. Bizi hayat hakkımızı bahşederek tatmin ederseniz biz de her şeyi yapmaya hazırız.''
Buna mukabil her gün kabineyi nota bombardımanına tuttular. Gece gündüz durmadan dinlenmeden şu şöyle olmuş bu böyle olmuş diye en ehemmiyetsiz şeyleri izam ederek kabineyi tacizde devam ettiler. Bilhassa üzerinde durdukları mesele şu idi: ''Kuvayı Milliye''yi reddediniz!'' diyorlardı. Bunun üzerinde durmadan ısrar ediyorlardı. Bizce ise Kuvayı Milliye reddedilemezdi. Çünkü İzmir''in işgali gibi haksız ve sebepsiz taarruzların ve bunlara inzimam eden birçok mezalimin seyircisi hattâ müşevviki olan İtilâf devletlerinin takındıkları hasmane vaziyetten doğan Kuvayı Milliye''yi yâni Millî Cepheyi reddetmek milletimize karşı affedilmez bir ihanet olurdu. Bunu kendilerine anlattık ve ''biz böyle şey yapamayız!'' dedik.

Bu esnada gene tehdit makamında başka bir hâdise oldu. Dediler ki: ''Kuvayı Milliye''nin tahrip ettiği köprüler yüzünden İstanbul''a erzak gelmiyor. İstanbul aç kalırsa mesul Kuvayı Milliye''dir. Ondan sonra da sizsiniz. Çünkü Kuvayı Milliye''yi reddetmiyorsunuz.'' Hattâ bu medeniyet asrında şu yüz kızartıcı sözleri söylemekten bile çekinmediler: ''Biz Amerika''dan un getirteceğiz. Fakat bunu yalnız Hıristiyanlara vereceğiz. İslâmlar ne yaparlarsa yapsınlar onları siz düşünün!''

Bu tehdide de aldırmadık. Bu millet aç kalmak bahasına da olsa millî mücadelesinden vazgeçmez dedik.
En nihayet büsbütün azarak: ''Bu inadınız yüzünden çok ağır muameleye duçar olacaksınız'' diyerek bizi Babıâli''den süngü ile atacaklarını belki de tevkif edip süreceklerini ihsas ettiler.
Kuvayı Milliye''yi reddettirmek istemekten maksatları şu idi: ''Bize teklif edecekleri sulh şartlarını tereddüt etmeden imzalayacak bir hükümet bulmak.''
Kuvayı Milliye ortadan kalkmadıkça böyle bir hükümet bulamayacaklarını anlamışlardı. Bu maksatla bizi birbirimize verdirip boğazlatarak kuvvetsiz zayıf bitkin bir hale düşürmek ondan sonra da memlekete diledikleri gibi hâkim olarak her arzularını yerine getirecek bir hükümet meydana getirmek... ve bunu bizden istiyorlardı.

''Razı olmuyorsunuz!'' diye de tehditlerini arttırıyorlardı. Nihayet daha fazla mukavemete maddeten imkân kalmadığını görünce çekilmeye mecbur olduk.
Bundan sonrası malûm: Ali Rıza Paşa kabinesinin istifası üzerine dördüncü kabinesini kuran Damat Ferit Paşa''nın Kuvayı Milliyecileri tel''ine kalkan mahut fetvalarıyla başlayan millî mücadele düşmanlığı büyük zafere kadar sürdü. Fakat ne ona ne padişahına ne de İstanbul''u işgal zahmetine(!) katlananlara yaradı. Hak yerini buldu ve bu şehri işgal edenler şanlı bayrağımızı tazim ve saygı ile selâmlayarak çekilip gitmeye mecbur oldular...''

Muhiddin NALBANTOĞLU

__________________
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:23.


Anne ve Bebek Sağlığı Forumu
 
 

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0 ©2007, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369