MisKokulum Anne ve Çocuk Sağlığı Forumu

Go Back   MisKokulum Anne ve Çocuk Sağlığı Forumu > MİSKOKULUM HABER KÖŞESİ > Köşe Yazıları

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #71  
Alt 06.03.10, 23:53
toprağım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Krizantem
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Sep 2009
Yaş: 29
Mesajlar: 4.483
Tecrübe Puanı: 66
toprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond reputetoprağım has a reputation beyond repute
Standart

emeğine sağlık cnm
__________________
TOPRAK CANDIR YAŞAMDIR HAYATTIR.TOPRAK HERŞEYDİR...HERŞEYİM CANIM OĞLUM TOPRAĞIM......
Alıntı ile Cevapla
  #72  
Alt 20.03.10, 14:13
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

09.03.2010
Bana “bayan” diyebilirsiniz

Bir dişi kişiye “bayan” denmesini neden bu kadar önemsiyorsunuz bilmiyorum. Anlamıyorum hakikaten. Bir kelimeye neden takılıyorsunuz bu kadar? Her türlü ayrımcılığı, pis şakayı yapan bir adam bize “kadın” dese ne olur “bayan” dese ne olur Allah aşkına?

Kelimelerden örülü bu tel imajları bürünsek ne değişiyor?

Türkiye’de her durumu çözdük bitirdik “kelimeler” hassasiyetine mi kaldık?

Fikrî terörüyle her iş kolunda kadına eziyet eden, kadını aşağılayan adamlar konuşurken kadın değil de bayan dese ne yazar? Kullandığı kelime onu “adam” mı yapar?



***


Ailemin bir kısmı Elazığ Karakoçan’da. Dün yaşanan 6.0 şiddetindeki depremin merkezindeler. Sabahın erken saatlerinde aile bireylerine ulaşma telaşı, depremin büyüklüğünü anlama çabası içindeyken üvey annemizden haber alamadık bir süre. Sonunda herkesin bir arada olduğunu, iyi olduklarını öğrendik.

Ben bu satırları yazarken ardı ardına gelen büyüklü küçüklü artçılar yaşıyorlar. Hava yağmurlu. Sabahki soğuk kırıldı biraz. İstanbul’a ya da Ankara’ya getirmek istiyoruz ama babamız “Bizi takip edecek olanı kandırmaya mı çalışıyorsunuz, takdir-i ilahi neyse o olur, evim sağlam” diye direniyor.

100 küsur yaşındaki dedem kendi evinin en sağlam ev olduğunu söylüyor ve bütün çocuklarını oraya toplamak istiyor... Kabul ediyoruz... Aklım onlarda yazımı yazmaya çalışıyorum..


***


Telefonuma gelen endişe, merak, geçmiş olsun mesajları ve elektronik postaların arasında Dünya Kadınlar Günü kutlamaları da var. Ve çoğunda “bayan” kelimesine karşı başlatılan agresif kampanya içeriği söz konusu...

“Bize bayan demeyin!!!!”

Birden sinirlendiğimi itiraf edeyim.

Üvey annemi düştüğü yerden kaldıran kişi “bacım tut elimi” dese ne değişirdi, “bayan iyi misiniz” dese ne değişirdi? Kız kardeşimi okuldan çıkaran ve babama teslim eden komşu amca, yengemi gördüğünde “bayan çok korkmuş, su içirin” dese ne olurdu “ablayı sakinleştirmek gerek” dese ne olurdu?

Kelimeler davranışları belirlemez ki...


***


Planladığım yazıları yazamıyorum birkaç gündür.

Bazen böyle geçici karmaşalar olur. Ve o karmaşalar içinde temel düzeni oturtmaya çalışırken küçük şımarıklıklar bana olduğundan büyük görünür...

Mesela bu “bize bayan demeyin” büyük geliyor şu anda... Bana “bayan” diyebilirsiniz kardeşim.

Tanıdığım tüm okumuş yazmışlardan daha mert, daha sevecen, daha delikanlı, daha cesur ve sevgide daha cömertseniz siz bana “bayan” diyebilirsiniz...

Nice “kelimede efendi”, “davranışta ilk insan” tanıdım...

Kadına kadın deseler ne yazar, kadına kadın gibi davranamadıktan sonra...

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #73  
Alt 20.03.10, 14:14
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

11.03.2010
Ertuğrul Özkök şimdi ne yapacak?


Ben baba tarafından Elazığ, Karakoçanlıyım. Bir zamanların hızlı devrim çocuğu babam yaşadığı onca maceradan sonra doğduğu yere dönmeyi, orada her şeye yeniden başlamayı istedi. Evlendi. Üç çocuğu daha oldu. Emekliliğinde köyüne bir çiftlik kurdu. Meyve bahçelerini ve bostanları büyüttü. Hayvanları, arıları ve kitapları ile mutlu olduğunu umut ettiğim bir hayat yaşamaya başladı Karakoçan’da...

Yaşamlarının büyük kısmı doğu coğrafyasının doğal ve politik afetleriyle mücadele ederek geçmiş bir sülalenin çocuğu olduğumdan uykudan bir acı haberle, sarsıntıyla uyanmak kaderimizdir gibi kabul ediyorum artık...



***


Aileyi bölgeden uzaklaştırmak, İstanbul’a, Ankara’ya getirmek istememize rağmen onlar dedemin 1950’de kendi elleriyle yaptığı kesme taşlı, üç kuşaklı evinin sağlam olduğuna tüm inançlarıyla orada kalmakta direndiler. Dedemin yaşı sürekli bir aile içi tartışmaya neden olduğundan ben diyeyim 108 siz deyin 101!!! Yani öyle çok savaş, deprem, darbe, jandarma, terörist, baskın, heyelan, sel, tipi görmüş olan, gördüklerinden sonra gözleri kör, kulakları sağır olmuş bu tarihi ve kudretli adam emretmiş: Sadece kendi çocuklarını değil, evin içine toplayabildiği tüm akrabayı ve komşuyu toplatıp sabaha kadar küçük kuzenime Kuran okutmuş... Sonra kerpiç evlerin aldığı canları, saman karıştırsan da, sağlam kavakları duvarların arasına çok sık diksen de kimsenin kurtulamayacağını anlatmış durmuş. Kireçten, kesme taştan ve savaştan çorapla dönmekten bahsetmiş...


***


Çocukluğumda annemle babamın yaz izinlerini geçirdikleri babaannemin evindeki ön odada beyaz sabunla saçımı yıkadığını ve o beyaz köpüklü suyun odanın zemininden kayarak, delikten arka bahçeye akıp gittiğini hatırlıyorum... O evin kilerini, üst üste yığılmış kuru ince yufkaları, keçi tulumuna bastırılmış peynirleri ve o kilerdeki meyve kokusunu... Bir sabah gözümü açtığımda tavandaki uzun kavak direklerinden birine kıvrılmış, gözünü bana dikmiş bakan kara yılanı... Yataktan bağırarak fırladığım, babaannemin “Nene kurban, korkmayasın nene kurban aklın çıkmasın” diyerek parmağını damağıma yapıştırıp yukarı çekişini... Şamil abimin yılanı elleriyle tutup çekip, taşa vura vura öldürüşünü... “Hiç iyi olmadı, hiç iyi olmadı! Yuva içinde yılan öldürülmezdi” diyen o yaşlı kadın sesini... Bahçedeki erik ağacına tırmandığım o öğleden sonra köyün içinden geçip giden tepesi bidon, yatak, yük dolu Kovancılar arabasının kaldırdığı tozu anımsıyorum...

Ve ailemin başlarına gelen onlarca felaketten birini daha geride bırakmış olmanın sükûneti içinde, “Bizi merak etme, sen kendi sağlığına bak, biz iyiyiz, her şey bildiğin gibi...” diyor babam. Hiçbir şeyin bildiğim gibi kalmadığını ikimiz de biliyoruz oysa...


***


Diyeceksiniz ki Ertuğrul Özkök bu yazının neresinden geçiyor peki? Tam da içinden geçiyor aslında... Bu sabah gazetelerdeki deprem haberleri, fotoğraflar arasında, köşe yazıları ve polemikler sofrasında Ertuğrul Özkök’ün yazısına takıldı gözlerim. “Şuraya yazıyorum, arabesk dönüyor” diyordu. Bir önceki yazısı kırmızı halıdan haremine kattıklarıyla ilgiliydi. Ondan önceki “Ve Allah elli yaşındaki kadını yarattı” başlığını taşıyordu...

“Ertuğrul Özkök yayın yönetmenliğini bıraktı şimdi ne yapacak” diye sormuştu bir arkadaşım. “Galiba bir iki ay devam eder eski alışkanlığına. Sonra yeni bir oyun kuracaktır. Biraz onunla oyalanır. Ardından, yeni bir hayatı keşfetmeye başlar, derken bundan zevk alır. Ve nihayet sorumluluk olmadan yaşamanın keyfine ulaşır. Sonunda da bize şahane ’hayat’yazıları yazmaya başlar” demiştim... Ama hepsi için verdiğim süre sekiz-dokuz aydı.

Zaman hızlı geçiyor, doğru. Bir siyahın ABD Başkanlığı için “ancak 2030’da” deniyormuş vaktiyle. Bir imam hatiplinin Türkiye liderliği için 2050’ler tahmin ediliyormuş...

Bence şimdi Ertuğrul Özkök siyah beyaz Paris anılarından çıkacak ve Karakoçan-Kovancılar arabasına binecek. Üzerinde peynir bidonları, biber çuvalları yüklü, ter kokan o minibüse yani... Yeni görmeye başladığı Türkiye’yi anlatacak bize... Kerpiç evle, kesme taş ev arasındaki bahçelerden elma yiyecek... “Şuraya yazıyorum cenneti keşfettim” diyecek. Galiba çok sürmeyecek bu da...

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #74  
Alt 20.03.10, 14:15
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

13.03.2010

Bay Selahattin Duman vay!!

Öyle mesudum ki... İçinde garip bir hüzün barındıran, tuhaf bir rahatlama da hissediyorum öte yandan. Yıllardır bir üyesi olduğum Vatan ailesinin içinde beni okuyanlar da varmış meğer! Zira bir zamanlar ait olduğum sabit “renkli” sayfamdan ev sahibi aylar önce beni çıkardığından beri bir gün sayfa 18, bir gün 23, bazen 19, artık hangi sayfa denk gelirse oradan okura seslendiğim için... Ah, ah! Bizim gazete içinde artık kimse beni okumuyor, çünkü diğer okurlar gibi yazıyı bulamıyorlar sanıyordum...

Meğer yanılıyormuşum...

Selahattin Duman’ın dün Taksim Meydanı kadar geniş köşesinden gördüm ki “konu elzem” olursa dikkat çekiyormuş...

Mesela bay ve bayan kelimelerinin toplumsal yaşamımızın üzerindeki etkileri...



***


Açıkçası hukukumuzun özel olduğunu düşündüğüm Selahattin abimin günlük yazı yazan biri olarak Türkçeme dair gösterdiği hassasiyete saygı duydum... “Bayan” ve “kadın” kelimeleri arasındaki farkın (ve huzursuzluğun) anlam biliminden değil ses uyumundan kaynaklandığını, “bayan” kelimesine “zorla” yüklenen yeni anlamın bu iki kelimenin etimolojik kökenleriyle de gerçek anlamlarıyla da uzaktan yakından ilgisi olmadığını bildiğim halde üstelik...

Zira “nice kelimelerin efendisi erkek tanıdım, davranışta ilk insandılar; kadına kadın, insana insan gibi davranamadıktan sonra bayan demiş kadın demiş ne fark eder” dediğim yazımda gerçekten de buydu kastım...

Ancak...

Aynı köşeden birkaç hafta önce bir mide kanaması geçirdiğimi, haftalarca hasta yattığımı, hastane yatağımdaki günlerimi de yazdım... Başımdan geçen, Türkiye’deki her televizyon emekçisini ilgilendirecek bir hukuksuzluğu yazdım... Emeğimin karşılığını alamadığım gibi borçlu çıkarıldığımı, hacze maruz kaldığımı yazdım... Bu olumsuz emsalin tüm telifle çalışanlar için tehlike oluşturduğunu yazdım... “Bana bayan diyebilirsiniz” başlıklı yazımda, Dünya Kadınlar Günü’nde o kelimenin hiç de umurumda olmadığını, ailemin o sabah Elazığ’da depremin içinde olduğunu, uzun süre kimilerine ulaşamadığımızı yazdım...

Yönetim Kurulu Başkanımız Selahattin Duman dahil olmak üzere gazetemdeki hiçbir yöneticiden ve kıdemli yazardan bir “Geçmiş olsun. Bir ihtiyacın var mı? Çözebilecek misin bu sorunu? Avukatın destek ister mi? Ne âlemdesin? Çocuğunun durumu nasıl? Ailende herkes sağ mı? Biz ne yapabiliriz” telefonu aldığımı ya da bir destek gördüğümü hatırlamıyorum.

“Bayan” kelimesine ve günlük yazı yazan biri olarak “Türkçeme” gösterilen hassasiyet o günlerde yoktu... Doğal olarak okunmadığımı, fark edilmediğimi düşünüyordum.


***


Bu arada yeri gelmişken... Her gün arayıp soran, derdimi bir baba gibi dert edinen editörüm, hocam, çok şey borçlu olduğum sevgili Aytekin Hatipoğlu, gazeteden hasta ziyaretime gelen tek arkadaşım Mutlu Tönbekici, elinden gelen desteği esirgemeyen Gülşen Yüksel, her zaman arayıp soran Elif Ergu’ya bütün kalbimle teşekkür ediyorum... Ve pek tabii ki medyatava.com’dan Neslihan Acu ve Ömer Özgüner, Sabah’tan Yüksel Aytuğ, Hürriyet’ten Cengiz Semercioğlu, Milliyet’ten Birsen Altuntaş’a ve Taraf Gazetesi’nin Telesiyej köşesi yazarına...

Dün sabah Selahattin Duman’ı okuduğumda geçen onca yıldan sonra “Bayan İclal Aydın” olarak bir şeylerin sonuna geldiğim hissine kapıldım...


***


Bu arada Selahattin abi... Anlatmak istediğim şey buydu aslında biliyor musun... Bayan, miss, hanımefendi, frolayn, kadın, leydi... Ne fark eder...

Yeni doğum yapmış bir kadınla “Kızının adını Lâl koymuş, artık ikinciyi doğurunca Öküzgözü koyar” diyerek dalgasını geçebildiği yazılar yazan ve o “mizah” yazılarında kadınları yerden yere vuran bir erkeğin beni kelimeyle gireceğim tesettürden korumasına, bana kadınlığı öğretmesine hiç ihtiyacım yok... Kastettiğin “bayan” aşağılaması işte senin bu yaptığındadır asıl...

Sen kelimelerin efendisi kal güzel abim, ben kıroların kraliçesi...


vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #75  
Alt 20.03.10, 14:16
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

14.03.2010

Sol’dan çıktım yoldan

Yaklaşık 25 yıl önce... Murat Belge, Yeni Gündem’in yayın yönetmeni... Ancak Sadık Özben takma adı ile yazılar yazıyor. Hayatını anlatıyor, ailesini, gittiği gördüğü yerleri... Murat Belge okuyuculardan gelen tepkiyi “Bu dergiyi Sadık Özben için alıyoruz. Murat Belge denilen bir adam var. Onun yazıları ise hiç anlaşılmıyor. Oysa bak, Sadık ne güzel yazıyor, diyenler çoğunluktaydı” diye anlatıyor 2001’de.

Bugün yazmak istediğim şey bambaşkaydı oysa...

“Bir nesnenin sağı varsa solu da vardır” diyen Murat Belge miydi ve bu cümleyi Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’a verdiği bir röportajda mı söylemişti, yıl 1998 miydi diye internette arama yapıyordum ki ikisinin yaptığı bambaşka bir söyleşiye rastladım.

Asıl amacım ülkemdeki sağ ve sol düşünce temsilcilerinin “çepikli” oynar gibi yer değiştirmesinden dem vurmaktı... Beni sürekli şaşırtan dönüşümlerdi... Ama yazı dünyası içindeki dönüşüme dair şahane tespitleri okuyunca, böyle mi güzel denk düşer birbirine diyerek hemen alıntı yapmak istedim...



***


Diyor ki mesela;

“18. yüzyılda İngiltere’de Adison, ‘Steele Spectator’ diye bir dergide Sir Roger de Covery diye bir karakter yaratmıştı. Londra’ya gelen, sosyeteyi tam bilmeyen bir taşra soylusu. Sevimli, komik bir karakter. Aklımdaki modellerden biri buydu. Bir de Nation Dergisi’nde yazan biri vardı. Gülmeden espri yapan biri. Ama bir Türk örnek yoktu. İlk Türk örnek, yine ben kendimim! Cumhuriyet’te yaptığım sayfalar var. Roland Barthes gibi, günlük hayat sosyolojisi yapardım. Blue jean giyerken aslında hangi kültürün içinde, hangi mesajları veriyoruz? Sanata farklı bakan şeyler yaptım. Ayağım kaydırılana kadar tabii! 80’lerden önce devrim stratejisi konuştuğumuzda ciddi bir iş yapıyor oluyorduk. Ama tavla oynamak gayriciddi bir işti. Acaba böyle bir ayrım sahiden geçerli miydi? İşte tavla oynamak nedir, strateji konuşmak nedir, niçin blue jean giyiyoruz, sinemaya gitmek ne anlama geliyor, Charlie Chaplin neyi temsil ediyor? Kısacası günlük hayat ideolojisi yaptım. Tüm bunlar, Sadık Özben yazılarında da var.”


***


Günlük yazı yazmak... İmrendirici, güç sahibi olmanın özel yollarından biri gibi görünür dışarıdan.. Öyledir de... Ama sürekli okunur olabilmenin yollarını bulabilmek, anlatacağınız konunun kitlesel genişliğini kestirebilmek, kendini yenileyebilmek, kendine inandırabilmek çok çaba gerektirir...

Çalışkanlık önemlidir ama bir de şans faktörü var ki hayatın hangi alanında önemli değil diyeceksiniz. Çok haklısınız! Bizim iş siyaset gibidir! Cemaatini (kitleni) oluşturacaksın, büyüteceksin, önce kalplerini ele geçireceksin, sonra akıllarına yatacaksın...

Her gün yeni olacaksın... Haremdeki gözdeler gibi, saltanata giden yolda entrikaya çalışmaya başlayacak kafan... Başka diller bilmek, kültürel enginlik, neşe, yenilikçi ama derinlik sahibi olmak, dilbazlık, siyasete yatkın düşünce biçimi, etkileyiciliğin yanında kendini korumayı öğrenme gerekliliği...

Bu işte ilk ezberimdir: Önce sürekliliğini sağlayacaksın, sonra yukarı doğru yürüyeceksin...


***


Dönüşüm...Var oluşu uzatmanın bir yolu..

Bakın Murat Belge aynı söyleşide ne diyor:

“Bir gün, Onat Kutlar ve Ali Özgentürk konuşmak istiyoruz dediler. Pera Palas’ta buluştuk. Onat dedi ki: ‘Milliyet Sanat’ta Marquez üzerine yazıyorsun. Ama ondan sonra oturuyorsun İbrahim Tatlıses’i anlatıyorsun. Ne lüzumu var?’ Ben de ona ‘Bu böyle olacak Onat’ dedim. ‘Böyle bir çağa girdik. Ve bu yayılacak.’ Onlara şunu anlatmaya çalışıyordum: Reddetmeyin! Solculuk da bununla uğraşmayı gerektirir. Sizler uğraşmazsanız, başkaları uğraşacak, çok aptalca şeyler yapacaklar ve seviye aşağılara inecek! Nitekim oldu. Magazinin zekice olmayan biçimleri çıktı...”

Aslında aradığımı buldum... “Solculuk da bununla uğraşmayı gerektirir” diyor...

Sürekliliğini sürdüremeyenin var oluşundan nasıl söz edeceğiz bugün? Sol’un kendini yenilemeyen, giderek bağnazlaşan, insana sağını solunu karıştırtan hali beni tedirgin ediyor...

Günlük köşe yazan bir köşe yazarı kadar kendini takip ettirme derdi yok mu yahu baba geleneğimin? Cemaat giderek dağılıyor ama...

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #76  
Alt 20.03.10, 14:17
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

16.03.2010

Hangi duruş ahlaklıydı pardon?

Dün İstanbul’da Sinema Konseyi vardı. Sinema ve televizyon çalışanları için bu alanda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları bir araya geldi. Oyunculardan, yönetmenlere, senaristlerden yapımcılara tüm birlikler dün yeni çalışma yasası için verdikleri uzun mücadeleyi basınla paylaştı.

Paylaştık.

Basın mensuplarından biri “Peki yayıncı kuruluşlar buna ne diyor?” diye sordu.

Geçtiğimiz yıllarda “2010’a kadar yapılacak hiçbir şey yok, çalışma şartlarımızı oluşturduk, maliyet hesaplarımız böyle böyle” diyorlardı. Şimdi 2010’dayız ve yayıncı kuruluşların maliyet hesapları yine böyle böyle ortada...

Basın toplantısının sonunda salondan yavaşça çıktım. Zira yarın sabahın erken saatlerinde yayıncı bir kuruluşla görülecek bitmeyen bir hesabım var. Avukatımla “telif hakkını ödememek için bir yayıncı kuruluş nasıl yirmi dört takla atar” problemimize karşı tavrımızı belirledik.



***


Benim için oldukça yoğun geçen günün sonunda yazıya oturmadan önce internet sitelerine hızlıca göz attım. Ancak gözüme takılan haberlerden biri eski ve çok sevgili dostum Show TVGenel Müdürü Saner Ayar’ın Ezel dizisinin atv’ye geçişiyle ilgili yorumuydu... “Ezel’in gidişinin ardında ahlaki problem var” diyordu...

Haberin tamamını okumadım. Ezel’i bir kez olsun izlemedim. Hangi kanala geçtiği de hiç umurumda değil ve bu yüzden benim için pek haber değeri yok. Ve fakat bu geçiş meselesi medya içinde hayli ses getirmişti. Yine internetten ve medya içi dedikodulardan, ’yapımcı firma parasını alamıyordu ve kendilerine verilen sözler tutulmuyordu. Bu yüzden kanal değiştirdiler’ diye duymuştum.

Ama bu transfer haberinden birkaç hafta öncesinde yine aynı kaynaklardan başarılı televizyon yöneticisi Saner Ayar’ın atv’ye geçmek için üst yönetimle el sıkıştığını ve bu yüzden yine çok başarılı bir başka ismin, atv Genel Müdürü Fatih Ediboğlu’nun istifa etmek zorunda kaldığını da öğrenmiştik. Fatih Bey de birlikte çalıştığım ve çok sevdiğim bir başka eski dostumdur. Zorunlu istifasının ardından yazdığı mektubu internette okuduğumda içim acmıştı... “Bu iş böyle nankör işte!!!” demiştim...

Ve fakat bir gece operasyonu ile Saner Ayar’ın atv’ye gitmekten vazgeçip Show TV’de kaldığını okumuştuk. Çok şaşırmıştık. Fatih Bey yerinden olmuş, atv açıkta kalmıştı...


***


“Ezel’in gidişinin ardında ahlaki problem var” diyen bir yöneticiye sizin iki kanal arasındaki karasızlığınızın, söz verip sözünüzden caymanızın, bir başkasını yerinden etmenizin ardında ne var diye sormazlar mı?

Ya da canları burnunda çalışan bir kalabalığa karşı nasıl bir ahlaki duruşu olabilir ki maaşları ödemeyen bir yayıncı kuruluşun?

Amacım ne Saner Ayar’a ne de yayıncı kuruluşa saygısızlık etmek. Hatta yazıya otururken, bu düşüncelerimi kaleme alırsam Saner Ayar’a ayıp etmiş olur muyum, kırar mıyım diye düşündüm... Düşünürken düşünürken... Yıllardır “iş başka, dostluk başka” kuralı içinde dönüp duran değirmen taşında hepimizin nasıl un ufak olduğumuz geldi aklıma...

Türkiye madem konuşuyor artık, hadi konuşalım...


***


Ahlaklı olmak nedir?

Çalıştırdığın kişiye, oyuncuya, yönetmene, yapımcıya, kameramana, teknik ekibe, işletme ekibine, yazara, velhasıl en küçük birimine dek sana emek vermiş, ter dökmüş herkese borcunu ödemektir...

Ahlaklı olmak, parasal girişi olan bir kurumda parasal çıktıya da yol vermektir.

Ahlaklı olmak, adil olmak ve eşit şartlarda çalışma koşulları yaratmaktır.

Ahlaklı olmak verdiğin sözü tutmak demektir.

Dün sinema konseyinde bir araya gelen meslek birliklerinin tümü sinema ve televizyonda “ahlaki bir çalışma yasası” talebinde olduklarını söylediler.

Çok mudur bunu istemek? “Ahlaki” bir duruş, namuslu bir alışveriş talep etmek?

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #77  
Alt 20.03.10, 14:18
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

18.03.2010
Sussam olmuyor...

Son günlerde... Nereye baksam bir şey buruşuyor içimde, ne tutsam elimde kalıyor gibi... Öfkemin sesini kısamıyorum artık. Korkunun “alttan alan kadınlar-mülayim insanlar” yaratmasına dayanamıyorum... Bu yüzden bana “Korkmuyor musun sen?” dediklerinde lıkla bakıyorum yüzlerine. Gelecek kaygısıyla susmaktan sesi kısılıyor insanın biliyorsunuz değil mi? Kör bıçağa dönüyor varlığı...

Hayat ama hiç takmıyor bizi... Radikal Gazetesi yazarı Kaan Sezyum’un gencecik karısı pat diye ölüveriyor mesela. Ölümün bu ani ziyaretinin lığıyla yazdığı ve o sakinliğiyle insanı darmadağın eden yazısında “hayat anlardan ibaretmiş” diyor Kaan... Yatağın içinde boğazımda bir yumruk, gazeteye bakıyorum pazar sabahı... “Kedimizle baş başa kaldım... Nursel’i Heybeliada’ya bıraktık” diyor...

Onun yerine bir nefes versem garip, yüksek, hayvani bir ses çıkacak sanki dışarı...

O anda telefonuma mesajı düşüyor arkadaşım Ayşenur Yazıcı’nın. Oğlu bir ameliyata daha girecek ertesi sabah. “Dualarınızı eksik etmeyin” diyor.

Ertesi gün, oğlunun ameliyatı sırasında yazdığı mektubu istiyorum ondan... (Bir ebeveyn olarak da susmaktan sesi kısılır insanın. Hatta en çok bu yüzden, evlat için susulur...) Ayşenur’un mektubu var aşağıda sizinle de paylaşmak istedim... Kaan’ın yazısına gelince... Bulun internette okuyun derim.. Başka da bir şey demem bugünlük... Sussam olmuyor ama ben bugün susarım..



***


Seninle iç içe geçirdiğimiz son günü hatırlıyorum bu hüzünlü günümde Doğduğun gün. 24 yıl önce...

Biri baltayla sırtıma vurdu sanki... Halının üstünde dizlerime çöktüm kaldım! İki elim karnımın üzerinde... Sanki içimdeki bir cevherin, benim haberim olmadan uçup gitmesini engellemek, bir şeyleri korumak ister gibi sıkı sıkıya tutuyordum kocaman karnımı. Doğurmak nasıl bir şey bilemiyordum, gençtim.

Bu “ne yapacağını bilememe” duygusunun, yollarını ve dilini bilmediğiniz bir memlekette gece yarısı kaldırımda kimsesiz kalakalmaktan farkı yoktu.

Baban duşa girdi, şoför beni doğuma hastaneye götürdü. O gün anlamıştım ikimiz, bir manga olabiliyorduk. Sadece sen ve ben... Zamanla sen de bana dev bir ordu olmayı öğretecektin. “Biz” sen ve ben, kaçmak yerine hayatın akışına teslim olmayı öğrenecektik beraber...

Yanımdaki mini minnacık beşikteydin, “Anne oğlum sağlıklı mı, sağlam mı her yeri” dedim kısık sesimle. Örtülerin arasından kedi yavrusu büyüklüğünde bir cüce çıkardı ve koynuma koydu! Bu benim oğlum. Fare kadar bir şey!

O gün “seni” kalbimin üstüne koydum. Hiç kaldırmadım. Tek başıma, maddi manevi yetemediğim ama inatla senin aşkın için dik tuttuğum kuyruğumla... En oksijensiz muharebelerde bile senin soluğunu hiç yüreğimden eksiltmedim. Baş anayasam sendin, ötesi önemsizdi.

Her kira artışında taşındık, 13 mahalle değiştirdik koskoca İstanbul’da. Başka çocuklar seni dövdüğünde ve eve kan revan içinde geldiğinde “babalar” gibi ben gittim kavga ettim anneleriyle. Boğazın, kulağın, böbreğin, apselerin için onlarca ameliyat geçirdiğinde; lanet olası canlı yayınlarla hastane arasında koşarken “erkek” gibi; yanına vardığımda “anne” gibi olmayı nasıl becerebildim bilemiyorum.

Hayatımızın bir dönemini beraber paylaştıklarımız kırgın, olabilirler. Kan bağın olan insanların, senin bu yaşına kadar geçirdiğin ameliyat sayısını bilmemelerine de ben ım. Ricalarım kavgalara dönüştüğünden beri pes ettim. Huzurun için. Paylaşmak yerine kendi kendime halletmeyi öğrendim. Yoruldum.

Şimdi, yeni bir ameliyata hazırlanırken bana “Anne neden benim keçi boku gibi bir sağlığım var, her yerim neden dökülüyor” deme. Ağırıma gidiyor. Bir ananın nelere muktedir olduğunu biliyorsun, senin için dünyayı yakarım, ama bazı şeylerin kontrolü benim elimde değil. Allah bize hayatın güçlüklerine karşı durabilmemiz için üç şey hediye etmiş, uyku, gülmek ve ümit etmek...

Bunlar elimizde olduğunca o senin “keçi boku” gibi dediğin sağlık da düzelir, gelecek kaygıların da... Dün gece bedenindeki tüm hortumlar kan kırmızıyken, bak şimdi pembe. Ağrılar, sabredersen seyrelerek yok oluyor. Yürekten duaya devam et. Bazen hayat, annenin sana ömür boyu verdiklerini kullanmaya başlamanla değişir. Kullan.

Ben yanında yalnız “seninle çoğalan” bir orduyum. Kılıç kalkanı al, kalk, savaşa çıkıyoruz. Galip tabii ki sen olacaksın. Bir kez daha ve bizim için...

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #78  
Alt 20.03.10, 14:20
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

20.03.2010
Giderken asla yalnız gitmez!!!

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Sizde altın bilezik birden fazla. Sizi bir yazar olarak mı, yoksa oyuncu olarak mı davet edelim? Her iki listemizde de varsınız, ne dersiniz?” dedi telefonda.

Bugünlerde oyunculuk yanımla verdiğim mücadeleden dolayı “Sayın bakanım az önce sinema ve televizyon çalışanları için hazırlanan çalışma yasası ile ilgili toplantıdan çıktım. Şu anda da yine televizyon oyuncusu olarak yaşadığım bir başka hukuki sorunla ilgili görüşmek üzere avukatımın yanındayım. Oyuncu arkadaşlarımdan tek farkım, kamuoyuna düşüncelerimi ve tavrımı bir de kelimeler üzerinden iletme şansına sahip olmam. O yüzden oyuncu haklarıyla uğraş içinde olduğum şu vakitte davetinizi bir oyuncu olarak alırsam daha mutlu olurum” dedim.

“O halde, oyuncu İclal Aydın’ı cumartesi sabahı Başbakanımız’ın kahvaltı programına bekliyoruz” dedi.

Siz bu satırları okurken (sabah vaktiyse eğer) muhtemelen ben o toplantıda olacağım...



***


Oyuncu İclal Aydın bir süredir hem bu köşeyi hem de basının çeşitli sayfalarını fazlasıyla işgal ediyor. Dün bir başka haberle gündemdeydi. Aylar önce yaptığı bir anlaşma bozulmuş. Beklediği projede yer almak kısmet olmamış.

Bu işler böyledir. Bizim soframızda herkes sadece kendine düşen ekmeği yer. Türk Malı isimli dizinin hakkı içtenlikle söylüyorum ki Binnur Kaya’nın olmasa, tadına doyulmaz oyunculuğunu o proje altında izlemezdik. Yapımcı Ali Gündoğdu ve ortaklarıyla bir anlaşmazlık, husumet söz konusu değildir. Çekim tarihlerinin uzaması sebebiyle kendiliğinden gelişen bu süreç sonunda ben de sevgili Hakan Yılmaz ile ARS yapımın “Aşk Mutfakta Pişer” isimli romantik komedisinde oynama kararı aldım. Bizde kavga ve olmaz. Olmamalı!!!

Bütün çabamız medya içinde medeni ilişkiler yaratmak içinse eğer, bunun tersini yapmak bize yakışmaz.

Ve ayrıca Binnurum, güzel arkadaşım... Nasıl da güzel oynuyor ve özlemimizin tozunu alıyorsun.


***


Bugün katılacağım toplantı nasıl geçecek merak ediyorum. Yarın size yazar olan İclal, oyuncu olan İclal’in söylediklerini ve tanık olduklarını detaylı olarak aktaracak... Sorunu sadece televizyon ve sinema için oluşturulacak çalışma yasası değil biliyorsunuz... Bu satırları yazdıktan sonra oturup sıraya sokacak toplumsal dertlerini... İlk üçünü seçecek, anlatmaya çalışacak...

Umarım şansı yaver gider... Bu aralar zira “Felaket Ahmet” gibi dolaşıyor, tepesinde bir yağmur bulutuyla... Ama yazar olan İclal’in hep söylediği gibi: Hiçbir felaket tek başına gelmez, giderken de asla yalnız gitmez!

Not:

(Unuttuğum bir şeyler var kaç gündür içimde dert... Ruhsan Tezkan, Yasemin Mutlu, Elif Çakır, Reha Muhtar, Balçiçek Pamir, Zuhal Şeker, Berrin Civil, İbrahim Seten, Sanem Altan, Sacit Aslan, Tuğçe Tatari, Yasemin Aktaş, Ümit Efekan, Barış İçin Sanat Platformu, Yasemin Göksu, Mehmet Demir, Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi, Tülin Berk, Şadan Öymen, Dr. Ayşegül Öztürk, Dr. Arzugül Pektaş, Dr. Özkan Pektaş, Sinesen ve Biyor üyeleri, Twitter ve Facebook, gazetevatan.com ve yahoogroup dostları... Hepinize teşekkür borçluyuz... Hem oyuncu ben hem yazar ben...)


--------------------------------------------------------------------------------
vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #79  
Alt 07.04.10, 09:16
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

23.03.2010

Sol çıkmaz, sağ yokuş

O kadar çok rüya görüyorum ki, rüyalarımın karmaşası yüzünden yoruluyor; sıklıkla uyanıyor ve uykusuzluktan perişan oluyorum. Dün gece rüyamda bir otobüs kullanıyordum. Ve fakat yolcu koltukları tamamen boş ve direksiyon da otobüsün en arkasındaydı. Sürekli “otobüs kullanmak ne zormuş, otobüs kullanmak ne zormuş” diye mırıldanıyordum. İstanbul’un yokuşlarından Gümüşsuyu Caddesi Ankara’daki Kumrular Sokak’a dönüşüyordu bir anda. “Bu yolu ezbere bilirim ben. Allahım bana yardım et, hiçbir şey görmüyorum; yolu bulurum ama kimseye çarpmayayım ne olur” diye dua ederken kan ter içinde uyandım...

“Bu ne ola ki?” diye düşündüm kendi kendime... Her rüyanın gerçek gündelik hayat düşen bir gölgesi vardır biliyorsunuz...

Son günlerin sıcak siyasi gündemi yüzünden bu rüyayı gördüm bence. Dün kamuoyuna sunulan yeni Anayasa değişikliği paketi henüz yolcusu olmayan bir otobüs ise sunan da bu otobüsün kaptanı olsa gerek. Anayasa otobüsü, soldaki çıkmaz sokakla sağdaki yokuş arasında!



***


Taslağa bir göz attım. Uzun uzun yazmayacağım. Ama aşağıda alıntıladığım satırlar değiştirilmesi düşünülen maddelerden bir kaçı ve eklenmesi planlanan satırların bazıları. Örneğin:

* Kanun önünde eşitlik

“(...) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.”

“Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.”

* Özel hayatın gizliliği

“(...) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

* Ailenin korunması

(...) Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

* Siyasî Partilerin Uyacakları Esaslar

“(...) Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez.”

* Askerî yargı

“(...) Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.”

“Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.”

* Anayasa Mahkemesi Görev ve yetkileri

“(...) Herkes, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir...”


***


Velhasıl...

Bu anayasa otobüsünü yürütmek zor iş... Bazen içerideki yolcuların kaptana destek olması gerekiyor. “Şimdi sola dön kaptan, hafiften sağ yap, arkada bir araç var hızlan, engebeli yola giriyoruz gaz kes...” demek gibi yani..

Bizimle ilgili her şeyden haberdar olmamız gerekiyor. Otobüsteki yolculara soruyorlar işte...Ne diyorsunuz diyorlar? Sivil toplum kuruluşları ve medyaya sunuyorlar yeni taslağı. Şimdi biz ne yapacağız? “Ben prensip olarak ağzımı açmam, yolunu kendi bulsun mu” diyeceğiz “Kaptan, şu yol kestirmedir oradan çıkalım” mı diyeceğiz?

Ben işin peşini bırakmayalım derim... Zira can bizim canımız, hayat bizim hayatımız. Ve siz de çok iyi bilirsiniz ki her trafik kuralı kanla yazılmıştır. Daha önce yaşanmış onca kaza, yitirilmiş onca hayattan sonra dirlik düzenlik için yazılana dair bir fikriniz vardır mutlaka!

vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
  #80  
Alt 07.04.10, 09:18
asuman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Ruh Hali:
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 17.590
Tecrübe Puanı: 324
asuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond reputeasuman has a reputation beyond repute
Standart

25.03.2010

Ayar çekerim görürsün!!

Uykusuz gecelerimden birini daha geride bırakmanın ve hâlâ yaşayabiliyor olmanın haklı gururunu taşıyorum. Bu geçici dünyada her şey bir sis perdesi altında akıp gidiyor... Uykusuzluk insanı mikrodalgada patlamaya hazır bir adet mısır tanesine dönüştürüyormuş meğer... Her şey anlamından ciddi bir miktarda bir şeyler kaybediyor aynı zamanda...

Anayasa taslağı, çıkmaza giren görüşmelere dair haberlerle dolu gazeteler kucağımda, tavana bakarken yakaladım kendimi. Geçenlerde katıldığım bir televizyon programında da stüdyoda konuşulanları bırakıp epey bir süre tavanı seyretmişim. “Çok dalgınsın, konsantre olma güçlüğü çeker gibi görünüyorsun” diyorlar. Aslında tamamen mevzunun içindeyim. Olaylardan bir an olsun kopmuş değilim... Oysa kopmayı ne çok isterdim.

Tavanda aradığımı bulamayınca tekrar gazetelere döndüm. Bizim gazetenin (Vatan) arka sayfasını ve dolayısıyla o bölgenin sahibi köşe yazarını uzun zamandır okumuyordum aslında. İtiraf!! Haklı gerekçelerim vardı ama benim. Çünkü okudukça içerliyordum ona. Yahu “niye ayıp ediyor bu kadar” diyordum. İçimdeki sızıyı canlı bir yaratığa dönüştürüyordu. En iyisi hiç ilgilenmemek dedim sonunda bir gün ve oradaki “varlığı” kanıksadım... Ama... Tavandan gazeteye döndüğümde gözüm takıldı o köşeye. Takılınca okudum. Okuyunca duramadım. Duramayınca yazmaya başladım. Biri beni durdurmazsa ben bu yazıyı gazeteye de gönderirim şimdi...

Hayatına giren her yeni kadına köşesinden güzelleme yazarken eskileri gömmeden, bir biçimde onları yeni hikâyesinin altyapısı haline getirmeden de bunu başarabileceğini öğretmeli artık biri ona... Tuna’ya yani... “En sevdiğim kadın budur” demenin daha şık, daha yakışıklı yolları vardır mutlaka. Köşesinde müzisyen sevgilisi çello çalarken o da romanını nasıl yazıyormuş onu anlatmış. Demek ki romana da geri dönmüş. Biz temelli bıraktı sanıyorduk. Neyse birkaç kez daha bırakır, geri döner, gider gelir artık...

Bana yazdığı mektuplardan birinde, söylediği vakit çok etkilendiğim “senin yanında iyi biri olmak istiyorum” cümlesi vardı. Jack Nicholson’ın bir filminden alıntı yaptığının altını çizmişti. Aynı cümleyi daha sonra aynı vurgularla Demet Sağıroğlu için de kullandı. Ona yazdığı o köşe yazısında daha önce bana ve büyük ihtimalle Yasemin’e de söylemiş olduğunu düşündüğüm bu cümlelere rastlayınca, Demet de “o yazıyı kesip sakladım” diye röportaj verince... İçtenlikle söylüyorum Demet’in aldatıldığını düşünmüştüm ama kıyamamıştım sevincine... Yutkunmuştum gitmişti... Susmak bu yüzden kıymetliydi. Sevmek dışında hiçbir suçu olmayana neden hesap ödetilsin ki?



***


Neyse, kimseye kimi nasıl seveceğini biz öğretemeyiz elbette. Ama bugüne dek eski eşim olduğu için “bunu yazamam” diye düşünüp düşünüp sustuğum ve fakat “aaa artık ne susacam be” dürtüsüyle hitap etmek istediğim sevgili yazar arkadaşım!!

Arka sayfadan “ben şimdi mutlu biriyim” yazılarının içinde sonucu “mutsuzluğumun sebebi eskilermiş” e getirirsen bir kere daha... Örgütlenme ve dernekleşme bilincimin çok yüksek olduğu şu günlerde kurarım bir “Tuna’dan mağdur olan kadınlar dayanışma komitesi” görürsün gününü...

Şaka bir yana, sadece sana değil, yeni birini sevme üslubu seninkine benzeyen herkese hatırlatmak gerekir... Şimdiki sevgili de gün gelecek eskiler arasında yerini alacak. Bunu unutma; eskiler giderek kalabalıklaşıp güçlenirken eski sevgili anısına sahip çıkamayanın ayağının altındaki yer öyle hızla incelir ki... Bu gidişle bize yerin dibinden bildirmeye başlamayasın sakın... Bunu kalpten istemem ama bilesin...


vatan
__________________



Rabbine dönüp benim çok büyük bir derdim var deme,derdine dönüp benim çok büyük bir rabbim var de........
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
aydın, iclal, köşesi, vatan



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:08.


Anne ve Bebek Sağlığı Forumu
 
 

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0 ©2007, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359